03 Kasım 2008

Boşluğu anladığın zaman dolacaksın..

Ölümden niye korkacağım ki?
Ben varken o yoktur,
o gelince de ben olmayacağım.
Lucretius


Hayatı tıkabasa yaşamak, dolu dolu yaşamak mıdır ?
Mobilyalarla dolu bir evde, eksik olan şey nedir? İş ve ev arasında sıkışmış birinin, neye ihtiyacı vardır? Cebinizde para yoksa, ne vardır ? Peki açsanız, mideniz ne ile doludur?

Hayatın tanımında doldurmak diye birşey olmalı diye düşünüyorum. Hepimiz dopdoluyuz. Tıkabasa doluyuz. Boşaltma işlemini de, yenilerini doldurmak için yer açmak adına yapıyoruz sadece. Adına da temizlik diyoruz.

Kalplerimiz dolu. Acıyla, küskünlüklerimizle dolu. Bazen pişmanlıklarla dolu. Bazen de karşı tarafa duyduğumuz aşkla dolduruyoruz içini, eskisinin üstüne. Boş bir kalbiniz olsa yaşayabilir miydiniz?

Cüzdanımız dolu. Kredi kartlarıyla, faturalarla, kimlikler ve parayla. Boş bir cüzdanınız olsa yaşayabilir miydiniz?

Midelerimiz dolu. Biraz önce yediğiniz yemekle, içtiğiniz çay ile. Mideniz boş olsa yaşayabilir miydiniz?

Çantalarımız dolu sonra. Anahtarlar, cüzdan, parfüm, minik akıl defteri, uğur taşları.. Bunlar, benim çantamda sayabildiklerim sadece. Nereye, nerelere taşıyorsunuz siz çantanızı ve içinde olanları ?

Ya çantanız boş olsa? Cebinizi doldururdunuz değil mi? Bozuk paralar bir yanda, anahtarlar bir yanda. Eğer arka cebinizde varsa, cep telefonu oraya...

Hayallerinizde eminim benimkiler gibi bir doludur. Hayali olmayan insan var mıdır bu evrende ?

Benim aklım da dolu sonra... Düşünmem gereken birşey olmadığı halde onu da doldurabiliyorum. “Masa lambam için, beyaz ışık veren bir ampül almalıyım” diyor aklım mesala şu anda. Yarın sabah için düşünüyorum sonra, “arabamı yıkatmaya versem, zamanım olur mu diğer işlerimi yapmaya”..
.
Konuşmalarımda dolu dolu hep benim. Eski patronum, odasında yaptığım bir konuşmam sonrası “Sen dakika da kaç kelime konuşuyorsun” diye sormuştu. Ne anlattığımı dinlemedi diye üzülmüştüm.

Sohbetlerimi anlatmama gerek yok sanırım. Oturamam sessizce. Sıkılırsam, daha çok konuşurum. Dolmalı o an, o sohbete ayrılan zaman...

Dolaplarım dolu sonra benim. Alışveriş yapıp, buzdolabım dolu olunca evimde herşey tamam sanıyorum. Keyif basıyor üstüme... Kıyafet dolabımda doludur. 3 kazak, 3 pantolon ile yaşamayı beceremem, öyle yaşayabilenleri çok imrensemde..

Evim dolu sonra... Henüz adım atacak yerim var, şükürler olsun ki. Fakat sanki aldığım ve eve gelen herşey mitoz çoğalıyormuş gibi, yer bulamıyorum bazı şeylere...

Zamanın dolu aslında... Her anım dolu... Yapmam gerekenlerle dolu... Boş olacağım zamanlar da dolduracaklarımla dolu...

Kahve bardağım dolu mesala... Bakın boş sayfamda doluyor şu anda...

Kalplerimiz, çantalarımız, cüzdanlarımız, hayallerimiz.... Tatillerimiz, midelerimiz, akıllarımız, sohbetlerimiz.....Kariyerimiz, özgeçmişimiz, tencerelerimiz, dolaplarımız, evlerimiz... Hepsi Dolu.... Bu doluluğu mutluluk sanıyor ve mutlu oluyoruz ?
.
Duvarların içinde yaşıyoruz aslında.. Bakınız çevrenizdeki duvarlara. Evin içindeyiz, arabanın içindeyiz, bu yazının içindeyiz. Birşeylerin hep içindeyiz. Ve hep birşeyleri dolduruyoruz. Hayatımız aslında binbir dolu kutucuktan oluşuyor. Hepsinin içinden de başka kutular çıkıyor.

Ama boşluğu da özlüyoruz..


Aslında biliyormusunuz, KORKUYORUZ.

Boşluktan korkuyoruz. Çünkü, boşluk başedilmesi zor birşey. Boşluk tanımsız ve fazlasıyla ürkütücü. Boşluğun tanımı ölüm aslında içimizde. Hepimiz ölüme koyduğumuz anlamların korkularını yaşıyoruz. Yaşadığımızı anlamak ve korkularımızdan kaçmak adına dolduruyoruz herşeyi. Bu, bir tür savunma mekanizması aslında. Böylece güvendeyiz sanıyoruz. Bu yüzden de özgürleşemiyoruz. Yüklerimiz ağır geliyor. Nefessiz kalıyoruz. Toplamaktan yoruluyoruz. Düzeltmeye çalışıyoruz, olmadı yenisini koyuyoruz. Kendimizi böyle kandırmak için tüm çabamızı harcıyoruz. Çünkü çok Korkuyoruz.
.
Boşluklara bakın hayatınızda. Rahatsız ediyorlar değil mi? Etmesinler. Bırakın boş kalsınlar. Boş kalınca birşey olmuyor. Hissedin o boşluğu.. Bir süre sonra o boşluk size yarattığınız korkuları fısıldayacaktır, dinleyin. Sesi duymamak adına, panikle doldurmayın içini.. Özgürleşmek istiyorsanız, boşluklar yaratın ve en önemlisi o boşlukları yaşatın. Boşluğu anladığımızda gerçekten dolacağız. Farkında mısınız?
.
fotograf : deviantart
>

26 yorum:

Fortunata dedi ki...

Yazının zamanlaması benim için inanılmaz olmuş. Geçenlerde Azot Narkozu da benzer birşey söylemişti. Ben de C.tesi aşramda yoga yaparken birden bunu düşündüm... Kalbim bomboş benim! İçimde hiç bir aşk acısı kalmamış. Bazı kayıplar var tabii, ölümler. Ama onlarla bile yaşamayı gayet güzel öğrenmişim. Demek suni acılar yaratıyormusum kendime! Yalancılığımla tanıştım:)) Sonra senin dediğin gibi o boşluğun tadını çıkartmaya karar verdim. Yani haklısın, boşluklarla yüzleşmek ve yaşamak sanırım bir farklı adım oluyor hayatlarımızda:)) Ellerine sağlık bunu yazıya döktüğün için..

Demet dedi ki...

Farkinda olmaya calisiyorum :) Büyük sehir ve is yasaminin kargasasindan elimi etegimi cekip buraya yerleseliberi düsünüp durdugum sey bu... Oldukca yol katettim sayilir.
Yazdiklarini, düsündükce, insan ne kadar 'icinde' ve ne kadar 'dolu' oldugunu anliyor zaten...
Marifet dolmamak ve doldurmamak sanirim degil mi? Onu da ögrenecegiz elbet :)

evren dedi ki...

Bir çok şeyi boşaltmayı iyi kötü başarıyorum da, bir aklımı, bir de zamanı yeterince boşaltamıyormuşum gibi geliyor. Gerçi ben boşaltmak değil, "fazlalıklardan arınmak" diyorum ama aynı şeyden bahsediyoruz sonuçta.

Vladimir dedi ki...

Daha ilk satırdan içine çekip alan bir yazı yazmışsın. Dolu, boş ayrımı, dolu tutmak için çabalar derken... "neden?" sorusu geldi aklıma hem okudum hem neden diye sordum kendi kendime. Cevabı koyu harflerle geldi "korkuyoruz" evet korkuyorum. ama neden? bunu çözmeye çalışacağım. Acaip çarpıldım bu yazıyla. Aklımda silemeyeceğim bir yazı olmuş. Pazartesi pazartesi yumruk yemiş gibi oldum.

beenmaya dedi ki...

"gerçek değer gelmesi boşluk dolduran değil, gitmesi boşluk yaratandır" demiş özdemir asaf. öyle çok korkuyoruz ki acı çekmekten aslında herşeyin özü burada yatıyor işte. birinin, bir olayın, bir eşyanın gitmesii olmamasıyla ortaya çıkan o boşluğu, bırak yaşamayı görmeye bile katlanamadan hemen başka kişilerle, yerlerlei durumlarla, eşyalarla dolduruveriyoruz. ama içimizde hep yaşanmamış bir acının bizi sıkıştırıp durduğu koca bir boşluk kalıyor aslında. dediğin gibi boşlularımızı iyisiyle, kötüsüyle yaşamalı ve gerekirse yaşatmalıyız ki dolacağı zamanlar daha sağlıklı ve yerinde olsun. yine çok güzl bi,r yazıydı...

teko dedi ki...

KORKUYORUZ HEMDE ÇOK KORKUYORUZ ...

Keşkelerle,acabalarla korkularımızı yaratıyoruz sonra onları çoğaltmayı marifet sanıyoruz ...

Çok güzel ifade etmişsin eline ,yüreğine ,kalemine sağlık Burcu cum.

Ve benim içinde doğru zamanda gelen bir yazı .Çok etkilendim

zero dedi ki...

Evet korkuyoruz hem de çok. Ben örneğin. Boşalmasından çok korktuğum doluluklarım var. Ama ben o dolulukların bazılarını çok seviyorum. Sadece sevmediğim doluluklarımdan kurtulup boşalıversem, o zaman rahatlayacağım. Ve o gün geldiğinde (gelirse tabi) ayrı bir bilgelik mertebesine ulaşacağımı biliyorum. Farklı bir noktadan bakacağım hayatıma. Ama zor, çok zor. Öyle ki, bazen insan korkularıyla yaşamaya bile alışıyor. Korkularından kurutulmaktan bile korkabiliyor. Böyle bir çelişkiler, karmaşalar bütünüyüz her birimiz.

Cheetos dedi ki...

boşluklardan / temizliklerden / arınmalardan korkmak yerine onları sevmeliyiz bence..

zira boşalan / temizlenen / arınan yerin (zihnimiz, kalbimiz, evimiz, zamanımız...)neyle dolması, oraya ne gelmesi gerekiyorsa o geliyor illa ki.. içinize sorun, sezgilerinizi dinleyin derim; ve boşlukları sevin.. :)

arzu pinar dedi ki...

doğa boşlukları severmiş. yeni bir şey olsun istersen hayatında, önce onun için boşluk yaratmalıymışsın. dopdolu hayatların kendisine katacak yeri olmadığından, gelemezmiş yenilikler.

kelebeklerözgürdür dedi ki...

inanılmaz bir yazı olmuş. senin yazını, üstüne arzu pınar'ın yazısını okudum. dün bütün gün, zamanlarımın çoğuna tezat, koskoca bir boşluklaydım. kocamanlığı başımı döndüren, uğultusu kulaklarımda çınlayan bir boşlukla. erkenden yatıp uyudum. korktum ve bildiğim en iyi şeyi yaptım. sonra bugün akşam üzeri, dünün benim eski evlilik yıldönümüm olduğunu farkettim. bugünüme ait bir boşluk hissi değilmiş. bunu anladım. bilinçaltının oyununa güldüm ve çok şaşırdım. ve rahatladım biraz.

bazen, o boşluğun adını koyabiliyorsan, bir zamanlar yitirdiğinin (elbette yitirmen gerektiği için, bunu sorgulamıyorum) boşluğu olduğunu bildiğin için koyabiliyorsun. o zaman, onun asla o ilk dolu hali gibi olmayacağını da...ne koymayı denersen dene, kendini kandıracaksın. bunu bilmek, tıkabasa doldurma çabasından uzaklaştırıyor. iyi birşey. biliyorsun ki, sadece açman gerek kendini. o rüzgarlara, boşluğun uğultusuna, oluş'a...izin verirsen, direnmez ve boşluğun başını okşayıp (benim durumumda erkenden uyursan) kendini hırpalamazsan, panikle yanlış yollara sapmaktan koruyabiliyorsun belki kendini...

bazı boşluklar hiç dolmaz. belki devam etmek için güç veren onlardır. bazıları zamanla dolar. bazılarının ise, sadece sen boşluk olduğunu sanmışsındır. ama orada keşfedilecek ne çok şey olduğunu, sen henüz görmeyi tanımayı bilmediğin için sana boşluk gibi geldiğini farkedersin bir gün, dilerim farkedersin...dilerim farkederiz.

hatırlattıkların için teşekkürler...

Nilambara dedi ki...

önemli olan da galiba bilinçsizce dolmuş olanlardan kurtulup yarattığımız boşlukların, bilinçlice ve sevgiyle dolmasına izin vermek...

:)den dedi ki...

Mağarama çekilip düşünmeliyim. Doldurduklarımı, boşalttıklarımı, korkularımı...
Boşaltmak, kendime yer açmak beni çok korkutuyor olsa gerek ki, boşluğa düşme hissiyle uğraşıp durdum kaç aydır!

yaban dedi ki...

Çok güzel...

Değişik bir bakış açısı oldu benim için. Tüket, tüket, tüket kültürü hep başarıya odaklı yaşamın ana hedefi gibi geliyordu bana. Belki de sen haklısın sanki tüketmesek yaşadığımızı duyumsamayacağız.

Öte yandan hayatında yeniliklere yer açmak için eskilerden kurtulmalısın, sözüne de tamamen katılıyorum. Örneğin her zaman daha fazla meyve sebze yememiz gerektiğini bilir, ama bunu başaramayız. Çünkü normal beslenmemizin üstüne ekstra meyve sebzeyi koymaya çalışıyoruzdur. Halbuki çay içme, bir elma ye, patates kızartması yapma salata yap, et yeme ıspanak ye, bunun gibi...
(Ben bu aralar biraz vejetaryenim de..)

bir de farkettim yazında, boşluklardan korkmuyorum ben, boşlukları özlüyorum, ulaşmaya çabalıyorum ama toplumun genel değer yargıları beni korkulara itiyor, çoğu kez ona aldanıyorum. İnsan sadece kendi iç sesini dinlemeyi başarsa sadelikte -ve boşlukta- huzur olduğunu farkeder. Bu da benim tezim. Sadece öyle olmadığına toplum bizi inandırıyor, herkes gibi olmaya zorlanıyoruz maalesef... Toplum toplum dediğim, televizyon, okul, aile, yeni tanıştığın insanlar ... Neyse yazıdan uzun yorum yazacağım, bu kadar yetsin. Sağol, güzeldi.

PensoLei dedi ki...

önce birileri gitti
boşluğa,
bakıp artlarından,
anlamaya çalıştık
ne olduğunu.
her şey karşıtıyla vardı evrende
ve karşıtını aramak gelmemişti aklımıza
dolunun...

içinde
hepsi içinde
varlık yokluk
hepsi hiçbiri
içi dışı...

biriz
bir iz
arama

boşluk için biraz doluluk lazım bize...

selamlar

korhan dedi ki...

space....
boşluk dedi bilim yıllardır.
bak doluymuş.
ve itiraf etti;
boş olsa ısı ışık ve ses
nasıl iletilirdi.
kainat boşluk kabul etmiyor.
demek ki bizim boş dediğimizi
ya bilmediğimiz,
veya istemediğimiz
birşey dolduruyor.

öyle ise
bizi huzursuz eden boşluk değil
herşeyin yerli yerinde olmaması
olsa gerek...
herşey kararında
ve yerli yerinde gerek.

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Sevgili Burcu'cugum, boslugu anlatan dopdolu bir yazi olmus. Seni okurken hep ayni sey oluyor.. duruyorum, kahve yapiyorum sonra tekrar okuyorum.. Parca parca, paragraf paragraf bir daha..
Simdi yani bugune kadar "sosyal bilincin" ogrettigi herseyi nereye koyacagim ben..
O kadar dolmus, o kadar doymus ki hersey, nasil bosaltacagim butun bu dolulugu.? Nasil hafifletecegim zamani?

sufi dedi ki...

Mevlana koskoca Mesnevi'de Allah'ı ve insanı anlatabilmek için binlerce hikaye anlatmış.Ne zaman Yunus'un "ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm" tümcesini okumuş "vayy demiş, benim Mesneviyle anlatmak istediğimi bir cümleyle noktalamış,İşte gerçek sözü bu olsa gerek"diye de hayıflanmış.
Bizler boşalttıkça yenilerle doldurulacağımızı bilmediğimizden, eskilerle idare ediyoruz ve böylece de yeniliklere kapatıyoruz kendimizi.Belki de senin dediğin gibi korkuyoruz birşeylerden.Sevgilerimle.

Brajeshwari dedi ki...

@Fortunata

Seninde yazılarında kaybolup ve derinlerde kendimden bulduğum şeyler oluyor. Hepimiz o boşluğu anlamak için kayiplar veriyoruz belki de içimizden..Korkarak tutmak yerine, boşaltmaya cesur olmak mı gerekiyor, bilmiyorum..


@Demet

Doldurmak zaten, biraz çarcabuk yapılan bir eylem sanki...Boşluk sadece, boş olması dolması gerekliliğni getirmeyen birşeydi anlatmaya çalıştığım...Öğreneceğiz hepberaber Demet..:)

@evren

Boşluğu anlamak için, atmakla işe başlamak gerekiyor belki..Ama boşluk denen şey, boş... Arınmış kalmak belki de devamlı arınmak için dolup boşalmaktansa...

@Vladimir

Korkuyoruz..Çünkü boşluklar aslında bizim varoluş için savaşıp, edindiklerimizin olmayışı...Böylece ölmek yada bu hayatta yaşamak-varolmak adina edindiğimiz tüm tecrübe, deneyim ve bizi biz yaptigini sandigimiz seylerin bizim korkularimizi örtbas etme çabamız olduğunu göreceğiz çünkü..Yumruk yemiş olmayı, iyi bir anlamda kabul etmeliyim değil mi:)

@beenmaya

Acı çekmek gerçekten tek korkumuz...Bu da ölüm psikosuyla büyüyen birşeymiş ... Aslında beenmaya, yorumun benim yazımı tamamlamış..Anlatamadıklarımı anlatmış.. Yüzleşmek bile bir adım..O boşluktan korktuğumuzu bulmak...Teşekkür ederim.

Brajeshwari dedi ki...

@teko

Deryacım,seninde yüzleştiklerinle cesurca savaştığını biliyorum ve korkusuzca adım attığını...


@zero

:)hepimiz aynıyız aslında... Sevdiklerimiz, sevmediklerimiz.. Boşluğu doluluk olarak algılıyoruz.. Halbuki hepimiz varlığımızla o boşlukları dolduruyoruz..Neyin zor olduğunu bilmek bile, sanırım iyi bir çıkış noktası başlamak adına...Bu arada yazdığım her yorumda aslında bende düşünüyorum...

@Cheetos

Onları seviyoruz..Dolanlara merhabamızı,gidenlere hoşçakalımızı yapıyoruz.. Ama sezgilerde yanıltıcı olmuyor mu bazen Çiğdem? Daha üstten bakmak gerekmiyor mu korkularımıza?

@arzu pinar

Bunu ara ara hepimiz ruhumuzda bahar temizliği gibi yapıyoruz zaten..Ama korkular, yerli yerinde tabanda duruyor...Oturup, o boşluğa bakmak, orada yaşamak, orayı neden var edip, odalara sokup, görmediğimiz şeylerden kaçtığımızı anlamak gerekiyor sanki arzu...

@kelebeklerözgürdür

Oyle yazmışsın ki, aslında bunu sen yazmalıydın.. Yüreğine sağlık ve teşekkürler aynı boşluğu benimle tanımlayabildiğin için...


@Nilambara

Boşluklarda dolacak olana bilinç ve sevgi dolmasına izin vermeden, iyice havalandırmalı o odayı belki de...Belki duvarları yıkmalı, odadan çıkmalı, seslere ve havaya karıştırmalı...İzin vermek, yine bizim istediğimizi koymamıza engel olmuyor ki...

Brajeshwari dedi ki...

@ :)den
Güldencim, bu bir ödüldü sana bence...Boşluklarda bulduklarına baktığını,onları özgür bıraktığını biliyorum...


@yaban
Yemek konusunda dediklerine çok katılıyorum.Aç kalacağız diye korkuyoruz.Et yemezsek, proteinsiz kalıp hafizamiz zayıflayacak diye ailelerimizden kalma belki de bir korku kodu sokulmuş içimize.. Herkes gibi olmaya zorlanıyoruz gerçekten..Tüm özel vasıflarımız, kalıplara sokularak yok ediliyor ve bir de sosyal korkular yaratarak yaşıyoruz..Bu konudaki kendini sadeleştirme ve aşma çabanı yazılarında okurken hep çok takdir ediyorum..

@PensoLei

Boşluk için biraz doluluk lazim gerçekten...Hepimiz fazlasıyla doluyuz..Herşey karşıtıyla varken peki, bunca doluluktaki diğer kefede olanı dengeyi arıyorum ben... o kefedeki korkularımız, bizi dolu tarafta ağırlaştırıyor belki de...Hoşgeldin Pensolei....

@korhan

herşeyin yerli yerinde olmaması, herşey kararında olmaması bizi rahatsız ederken, bunların altında korkularımızı mı saklıyoruz aslında o dağınıklıkta?

@Mehtap Pasin Gualano

Doldururken, birşeyden mi kaçıyor musun aslında bunu sormak lazım..Ya da o doluluğun yok olması, sende korkular yaratır mı? Ben hep soruyorum boşluklarımla yüzleşiyorum son bir yıldır.. Hala içimde sabırsızca doldurmak geçse de, olmuyor...

@Sufi
Çok Teşekkür ederim...Mevlana o boşluk tanımını en iyi anlatabilecek kişiydi..Ölümü kutlanıyor hala... Kavuşmaktı onun ölüm dediği şey,o yüzden korkular yetiştirmedi işte o boşluklarda..

Array! dedi ki...

Merhaba Burcu

Çok güzel bir yazı olmuş.Çok etkilendim. Yazıyı okuduktan sonra biraz duraksadım, gittim içecek bir şeyler aldım. Ekrana boş boş bakıp düşüncelere daldım.

Yorumlardan anladığım kadarıyla, dopdolu olma, boşluktan korkma bu yüzden sürekli doldurma çabasında olan bir çok kişi varmış. Yine bir çok kişinin dediği gibi, yazının zamanlaması benim için de çok vurucu oldu. Hayatımı yeniden yönlendirmeye çalışıyorum ama arada oluşacak boşluklardan çekindiğim için sürekli bir adım geride kalıyorum. Arayı dolduracak bir sürü alternatif üretmeye çalışıyorum, o olmazsa şu olur, bu olmazsa o olur ama boşluk yok.

Bu akşamı düşünerek geçirecekmişim gibi geliyor, ama yazını okuduktan sonra başka bir bakış açısıyla olacak sanırım.

Sevgiler..

maviay dedi ki...

"doldurmak " ..ile.."tıkmak" arasındaki farkı bilmek gerek belki de...

çantamızı dolduruyor muyuz, tıkıyor muyuz....korkarak mı tıkabasa hayatımızı program yaparak yaşamaya çalışıyoruz (yanlızlıktan mesela ?..) yoksa boş zamanı doldurmak için mi...

boşluklarımızı seversek, doldurulması da daha anlamlı olur diye düşünüyorum...kaçmadan...korkmadan...

anlamlı yazı için saol..! :)

ferkul dedi ki...

kaleminize sağlık, diliyorum

beste dedi ki...

bir an beni mi anlatiyorsun dedim! ben hic bos kalamayanlardanim, hatta gecirdigim bir hastalik sonrasi olum korkusu sardi, olmeden sunuda yapayim bunu da diye cirpiniyorum. Esim hep dur bir dakika hicbirsey yapmadan dur der. Onun arzusuyla meditasyona basladim. Orda bile kipirdamadan duramiyorum cunku endise basliyor durunca. uzerine uzun uzun dusunulecek yazi bu o kadar cok ivir zivirim varki biriktirdigim duvarlaimda, gardrobumda, kutuphanemde heryerim dolu benim, bahcemde bile bir karis toprak parcasi kalmadi subat basindan beri...

Senem dedi ki...

gercekten guzel bir yazi.. akliniza, kaleminize saglik. sindirip uygulamaya gecmek lazim.. ZAMAN akip geciyor, DOLU DOLU gorunumlu bosluktan, boslugun doluluguna ulasabilsem.. doganin denizin yakininda..

Ebru Bayrak dedi ki...

Yazınıza başka bir linkten tesadüf ulaştım. Bu çağın acı gerçeği bu galiba. Çoğumuz dolaplar dolusu kıyafetten sadece üç beşini giyiyoruz, evde onlarca tencere tabaktan sadece bazısını kullanıyoruz, bitmeden atılan ne makyaj malzemeleri, ne gıda maddeleri var. Ama almadan da duramıyoruz. Bi durup kendimizi dinlemek istemiyoruz. Ha yine de mutlu muyuz? Tartışılır :)
Sevgiler...
ebrueliacik@blogspot.com